------------------------
   
  balaban16
  3-Cinlerin Dünyasi
 

Her yönüyle maddeye kilitlenip maddenin sıkıcı atmosferinde sıkışıp kalan insan, yer yer nazarını madde ötesi şeylere çevirmiş, onları araştırmış ve kendisi için yeni yeni ufuklar yakalamaya çalışmıştır. Fıtrat itibariyle aceleci(1) olan beşer, hemen her zaman mesafeleri çok kısa zamanda aşmak, herkesin alışık olduğu dünyanın dışında bir takım gerçekler bulmak ve eşya ve hadiselerin hakikatı adına başkalarının vakıf olamadığı gerçerleri ele geçirmek istemiştir.
Bu konudan olarak, zahmetsiz bir dünya kurma hayalinin peşinde olan insan için geleceğe ait bir takım gaybî haberler elde etme, her zaman için bir ilgi odağı olmuştur. Maddenin dar cidarlarının bir bir yıkılıp madde ötesi hakikatlerin ilmî mahfillerde tartışıldığı asrımızda en fazla ilgi odağı olmuş meselelerden birisi de hiç şüphesiz CİNLER'dir. Bazılarının kötü emellerine alet ettikleri, bazılarının da maskarası olduğu cinlerin mahiyet ve özellikleri nelerdir, ömürleri ne kadardır, onlar da insanlar gibi yiyip içerler mi, onlarla evlenilebilir mi, cinler ve medyumlar gaybı bilebilirler mi? vb. gibi bir çok meseleyi, her ne kadar cinler kendileriyle ilgili konuların açıklanmasını, sırlarının bildirilmesini istemeseler de,(2)
-onların şerrinden Allah'a sığınarak- açıklamaya çalışacağız.
"Cin", "Cenne" kökünden gelen bir kelimedir. "Cennet" ve "Cinnet" de aynı kökten gelir. "Mecnun" kelimesi ise, ism-i mef'uldür ve cinne tutulmuş gibi bir mânaya gelmektedir. Biz ona, delirmiş deriz. Cin demek; kapalı, görünmeyen demektir. Yani, zatında değil de, bizim için kapalı veya akla kapalı demektir. Ayrıca, birisine gönül vermiş, tutulmuş, tavır ve davranışlarını bizim ölçülerimiz içinde anlamaya imkan bulunamayan kimselere de "mecnun" diyoruz.
"Cennet" de bir bakıma bizim için şu anda kapalı, mestur bulunduğundan, o da cin âleminde, o da gaybî birşey... Cinnet kelimesi, deli olma hali.. Cin de -Allahu a'lem- bütün bu işler için esbab planında zahirî âmil, fâil ve faktör olan şeydir.(3)
Cin, esasen gizlenip saklanarak görünmeyen her şeydir ki, buna karşılık saklı olmayıp da meydanda olana da ins denilmiştir.(4)
CİNLERİN YARATILIŞI

Cinler, halis yani dumansız ve korsuz ateşten yaratılmışlardır. (Rahman, 55/15) Cinlerin mahiyeti ve yapısı mevzuunda Kur'ân'ın verdiği malumat bu kadardır. Yalnız, bir başka yerde "(vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateş" tabiri de kullanılır. (Hicr, 15/27). Şu kadar ki, mahiyet ve keyfiyetleri bizim için yine meçhuldür. Teleskop ve mikroskop, bize henüz böyle bir âlemden ve bu âlemin mahiyetinden bir şey bahsetmiyor. Cin, örtülü ve perdeli demektir. Mahiyetleri konusunda "Ateşten bir şua, pırıl pırıl yanan, etrafa kıvılcımlar saçan bir ateş, kor ya da kömür gibi" ifadeler, onları anlatmaya yeterli midir bilemiyorum. Nasıl insanın morfolojik mahiyeti protein çorbası halinde yeryüzünden toplanmışsa, cinler de ateşin özünden alınmış oldukları için ateşin hususiyetini taşırlar. Bu, hava-ateş veya hava ile ateşin alaşımı alaz gibi bir madde midir, yoksa radyasyon mudur, partikül müdür veya güneşin ziyası mıdır bilemiyoruz. Belki de bunların enmuzeci, karışımı bilmediğimiz bir maddedir.
Evet cinler, belki de mekan buudları dahilinde bile eşyayı bize gösteren ışık dalgalarının içinde göremediğimiz varlıklardır. Kelimelerle, ilmî tabirlerle bir şeyler söylenmeğe çalışılsa bile, yapılarının nasıl olduğu ve yaratılış maddelerinin hangi keyfiyette bulunduğu mevzularında kat'i hükme varmak yanlış te'vil ve tefsirde bulunmak olur ki, bu da vahyi kendi hesabımıza konuşturmak demektir. Zîra, Kur'ân'da geçen 'mâric' ve 'nâr' ile, 'nâr-ı semûm'un ne olduğunu bilemiyoruz. Bakın, aslı toprak olan insan neticede nasıl bir şekil alıyor ve hangi hali kazanıyor; o halde cinlerin yaratıldığı ateş de, kimbilir nasıldır?(5)

CİNLERİN YARATILIŞ TARİHİ
Cinler ilk insan olan Hz. Adem'den yaklaşık iki bin sene evvel yaratılmışlardır.(6)
CİNLERİN ÖMÜRLERİ

Cinlerin ömürleri, insanların ortalama ömürleri olan 70 senenin aşağı yukarı 10 ila 13 katı yani 700 ile 1000 sene arasında değişmektedir. Ancak bazı cinlerin ömürlerinin 1400 seneye yakın bir zamanı da kapladığı bu sahada ihtisas sahibi kişilerce belirtilmektedir.(7)

CİNLERİN BULUNDUKLARI YERLER, MAHİYETLERİ VE ÇEŞİTLİ ŞEKİL ALMALARI
Cinler ençok hamam, otluk ve çöplük gibi pis yerlerde bulunurlar.(8) Cinler her ne kadar cismen latif varlıklar olsalar da şurası bir gerçektir ki, insan şekline girebildikleri gibi yılan, akrep, deve ve sığır gibi hayvan kılığına bürünüp çeşitli şekiller alabilirler. Hatta katır ve merkep şekline girdikleri, kuş kılığına bürünüp havada uçtukları da görülmüştür.(9)
Mâric ve nâr'dan yaratılan cinler, bir çok hususlarda bizim gibi olmanın yanında, temessül de ederler. Yani cinler, rüyalarda bir kısım insanların mana âlemine girdikleri gibi, rüya dışında da temessül eder ve insanların yaşadığı âlemi onlarla paylaşabilirler. Biz; babamızı, amcamızı, dedemizi, ninemizi rüyamızda gördüğümüz, onların temüssülâtına şâhit olduğumuz gibi, cin âlemi de, daima temessül edip yeryüzünde insanlara görünebilirler. Fakat bu, onların asıl hüviyetleri değildir, göründükleri insanların mir'ât-ı ruhlarına (ruh aynalarına) aksediş şeklidir. Yani alıcının kabiliyet ve istidadına göre bir aksediştir. Onun için, cinleri, Ömer (r.a) başka, Ebû Hüreyre (r.a) başka, Ebû Zerr (r.a) de başka şekilde müşahede etmişlerdir. Mesela, İbn-i Mes'ud, Rasûlullah (s.a.s)'ın yanında bir gölge şeklinde müşahede eder. Hz. Ömer, zaif nahif bir insan şeklinde, Ebû Zerr ise, daha başka sûrette... Bu müşahedeler gösteriyor ki, cinlerin temessül keyfiyetleri başka başkadır.(10)
CİNLERİN YİYİP-İÇMELERİ VE EVLENMELERİ
Cinler de insanlar gibi yerler, içerler ve evlenirler.(11) Yine onlar da, aynen insanlar gibi cinsî ilişki kurabilmektedirler.(12)
Cinler, Peygamber Efendimiz (s.a.s)'e yiyeceklerini sormuşlar. O da: "Elinize geçen, üzerine Allah'ın ismi zikredilmiş her kemik, olabildiği kadar bol etli olarak sizindir. Her deve ve at mayısı da hayvanlarınızın yemidir." buyurmuşlardır. Bundan dolayı Efendimiz (s.a.s): "Sakın bu iki şeyle (kemik ve kuru hayvan mayısı) abdest bozduktan sonra istinca etmeyin, çünkü onlar (cinnî olan) din kardeşlerinizin yiyecekleridir."diye Sahabe Efendilerimiz'e tenbihte bulunmuştur.(13)
Ancak buradaki Rasûlullah (s.a.s)'ın "Üzerine besmele çekilmiş kemik" sözü farklı şekilde anlaşılmışsa da âlimlerimiz, üzerine besmele çekilen kemiğin, mü'min cinlerin yiyeceğini, besmele çekilmeyen kemiklerin de kâfir cinlerin yiyeceğini teşkil ettiğinde ittifak etmişlerdir.(14)
CİNLERİN İBADETLE MÜKELLEF OLMALARI
Her ne kadar cinler latif varlıklar olsalar da, onlar da tıpkı bizim gibi maddeye kumanda eden bir ruha sahiptirler ve zîşuurdurlar. Zîşuur olmaları yönüyle de cansız varlıklar ve hayvanlardan ayrılıp aynen bizim gibi Allah'a, peygamberimize inanmak, namaz kılmak, oruç tutmak ve zekat vermekle mükelleftirler.(15) Onların da mü'mini, kafiri, yahudîsi, hrıstiyanı, putperesti, mecusîsi vardır. Muhtemelen onların da Marksistleri, Leninistleri, Anarşistleri vardır. Dolayısıyla onlar da, iyilikleri karşısında sevap alacak kötülükleri karşısında cezalandırılacaklardır.
Müslümanların galip veya mağlup olmaları, cinler âleminde de aynı tesiri gösterir; yani, müslümanların galibiyeti cinnî müslümanların da galip; mağlubiyetleri cinnî müslümanların da mağlup olması demektir. Müslümanlar sevindiği an onlar da sevinir, mahsun ve mükedder olduğu anda onlar da mahsun ve mükedder olur.(16)
Ebû Ömer b. Abdil Berr der ki: Bütün ulemaya göre, ittifakla cinler mükellef ve muhatabdırlar. Çünkü Cenâb-ı Hakk; "O halde Rabbinizin hangi nimetini yalan sayabilirsiniz?" (Rahman:13) buyurmuş ve cinlerin de insanlar gibi mükellef olduklarını açıklamıştır.(17)
Binaenaleyh cinlerin mü'minleri cennete, kâfirleri cehenneme gireceklerdir.(18)
CİNLERİN PEYGAMBERLERİ
Eski ve yeni bütün âlimler, cinler arasında hiç bir peygamber çıkmadığına, peygamberlerin ancak insanlardan gönderildiğine dair ittifak etmişlerdir.(19)
İnsanlara gönderilen peygamberler, aynı zamanda cinlere de gönderilmiştir. Allah (c.c), cinleri gönderip Ademoğlu olan peygamberi dinletti ve onlar da kavimlerini irşat etmek üzere döndüler. Kavimlerini insanoğlunun peygamberlerinden duydukları ile irşada koyuldular.
Ama az da olsa âlimlerden cinlere de kendilerinden peygamber gönderilmiştir diyenler de vardır.(20)
Peygamber Efendimiz (s.a.s), hem bütün insanların hem de bütün cinlerin peygamberidir.(21) Bu konuda âlimler ittifak etmişlerdir. Nitekim İbn-i Abbâs'dan nakledildiğine göre Hz. Peygamber, "Cinlere ve insanlara, her kırmızı ve her siyaha gönderildim" buyurmuştur. Dolayısıyla Hz. Peygamber'in peygamberliğini kabul etmeyen her insan ve her cin, tıpkı kendilerine gönderilen peygamberleri kabul etmeyen kâfirler gibi cezalandırılacaklardır. Bu, sahabe, tabiîn, müslümanların liderleri ve bütün ehl-i sünnet vel-cemaate göre üzerinde ittifak edilen bir fikirdir.(22)
Cinlerden bir grup; Hz. Peygamber (S.A.V)'e gelerek Kur'an-ı dinlemiş ve peygamberimize iman etmişlerdir.
(El-Ahkâf: 29) Daha sonra bu tâife diğer cinlere öğrendikleri şeyleri tebliğ etmişlerdir. (23)
CİNLERLE EVLENMEK

İmâm-ı Şiblî, Cinlerin Esrarı adlı eserinde değişik rivayetlerle insanların cinlerle veyahut cinlerin insanlarla evlenmesinin mümkün olduğunu(24) açıklamaktadır.
Ancak bu konuya muhterem Halil Gönenç
Hocamız: "Onlarla evlenmekten söz eden, daha çok avamdır. Şimdiye kadar herhangi bir insanın cinlerle evlendiği sabit olmamıştır. Sorulduğu için bu mesele dile getirildi, yoksa üzerinde durmaya değmez ve onlarla evlenmek uzak bir ihtimal de olsa, fıkıh kitaplarımız onu ihmal etmemişler dile getirmişlerdir; şöyle ki:
"Bir insanın bir hayvan ile, cins ayrılığı olduğu için evlenmesi câiz olmadığı gibi cinni ile de evlenmesi câiz değildir."(25) şeklinde bir açıklık getirmekte ve meselenin dînî hükmüne dikkat çekmektedir.
CİNLERİN NÜFUSU NE KADARDIR?

Cinlerin sayısını ancak Allah (c.c) bilir. Bir damla suda milyonlarca canlıyı vareden, bir milimetre küp kanda 4-5 milyon alyuvarları yaşatan, birkaç damla menide insan olmaya müheyya milyonlarca spermi barındıran, denizde balıklara ve toprak altında şu kadar canlıya hayat veren Allah (c.c), dilerse yağmur damlaları adedince de melek yaratır. Zîra, O'nun Kudret Eli'nin aza da, çoğa da taalluku birdir.(26)
CİNLERLE TEMAS KURULABİLİR Mİ? CİNLER, İNSANLARA HANGİ HALLERDE ZARAR VERİR?

Burada M. Fethullah Gülen Hocamız'ın konuyla alakalı mütalaalarına yer vermek istiyorum:
Bazı insanların ruhları cinlerle temasa müsaittir; çabuk trans haline geçebilir, çabuk bizim buudlarımızın dışına çıkabilir ve onların âlemi, onların buudları, onların dilleri ve haberleşmeleriyle mayalanabilirler. Bu bir fıtrat mes'elesidir.. ancak, bundan bir insânî üstünlük mânası da çıkarılmamalıdır. Evet, görülmeyen bu kuvvetlerin tabi oldukları belli prensipler vardır. Dolayısıyla insan, her arzu ettiği yerde bunlara iş yaptırtamaz.. Zîra onlar, Allah (c.c)'ın tayin ettiği buudun dışında iş yapamazlar. Kişi, mazhar olduğu bir kısım esma ve kelimeleri sırlı kilitleri açar gibi kullanıp cinlerle temasa geçebilir ama, cinler kendilerine verilmeyen imkanı kullanamazlar. Bu itibarla her insan, cinlerden istifade edemez, eden de, onları her arzusunda kullanamaz. Bununla birlikte, bazı kelimeleri cinlere ait birer kod, birer telefon numarası gibi çevirip, belirli şekillerde ve belirli sayıda tekrarlayarak, onlarla irtibat kuran insanlar da az değildir.
Bir takım yolları ve usulleri olmakla beraber cinlerle irtibat kurma, mürşit ve rehber ister ve o işin ehli olmayı gerektirir. Usul, prensip ve rehber olmazsa, hata ve yanlışlıklar yapıp paçayı kaptırma ihtimali de vardır. Bu tür şeylerle meşgul olanların gözleri mâna alemine açık değil ve kendileri ayaklarını basacakları yeri bilemiyorlarsa, o zaman habis ruhların saldırısına uğrar, onların hakimiyeti altına girer ve onların oyuncakları olurlar: Neticede cinler, böylelerini bazan gurur ve kibre sevkeder, okşayıp şımartır; yeri, zamanı gelince de korkutup tehdit ederek tesirleri altına alır ve kendi hesaplarına konuşturup, iş yaptırırlar. Nitekim, 20. asırda Hindistan'da Gulam Ahmed Kâdıyani, böylesi habis ruhların kurbanı olmuştur. Hind Yogizmi'ne karşı Fakirizm yolunda İslâm adına mücadele etmek istemiş, fakat habis ruhların saldırılarına uğrayıp, oyuncakları haline gelmiş.. habis ruhlar, önce kendisine müceddid olduğunu kabul ettirmişler; sonra da Mehdiliğine, ardından da İsa-Mesih olduğuna inandırmışlardır. En sonunda da, -haşa- "Allah bana hulul etti ve bende göründü" demeye kadar gitmiştir. Habis ruhlar, habis olanlarla çabuk kontak kurar ve cinnete kadar götürebilirler.
Cinler, ehl-i îmana daha çok cünüplük ve hayız-nifas hallerinde, abdessiz-namazsız hayat sürenlere de yine bu hallerde musallat olup, onları değişik şekilde ve değişik seviyede baştan çıkarabilirler. İşlenen her bir günah, şeytan ve habis cinlere açılan bir kapı ve pencere durumundadır. Bilhassa hassas tipler, bozuk ruhlular, duadan ve dualıların atmosferinden uzak laubali hayat yaşayanlar, çabuk cinlerin te'sirine girerler. Tabii ki, cinlerin hayat sınırlarını ve hukuklarını ihlal ve besmele çekmeden evlerini ve yurtlarını işgal de, cinlerden zarar görmede mühim faktörlerdir. Bu yüzden Efendimiz (s.a.s), bize pis yerlere girerken dua etmemizi öğretiyor ve onların bulundukları mezbelelik, çöplük, hamam, otluk, hela ve hatta kabirlerde namaz kılmamızı yasaklıyor. Bu yerler, şeytanın ve kötü ruhların uğrak yerleridir. Evet Efendimiz, helaya girerken, "Allahümme innî eûzü bike mine'l-hubsi ve'l-habâis" dememizi talim buyuruyor ve hayatımızın her safhasında dualı olmamızı, bu kabil zararlı oklara hedef olmaktan korunmamızı temin edecek bir kale ve kalkan sayılabilecek temiz muhitlerde bulunmamızı, temiz insanlarla düşüp kalkmamızı emrediyor. Öyleyse, cinlerin her türlü kötülüğünden emin olmak isteyen, her şeyden önce günahlardan şiddetle kaçınarak, onların girecekleri delikleri kapamalıdır. (27)
CİNLERDEN GELECEKTE İSTİFADE ETME

Kur'an'da, Süleyman Aleyhisselâm'ın kuşlardan ve cinlerden ordularının olduğu, cinlerin kaleler, havuzlar ve kazanlar yaptıkları, içlerinde bina ustalarının ve denizlere dalan dalgıçların bulunduğu, ayrıca birkaç bin kilometre uzaktan Belkıs'ın tahtının ânında getirildiği anlatılır (Enbiyâ, 21: 82; Neml, 27: 39; Sebe', 34/12, Sa'd, 38/37)
Âyetler, bizi fizik ötesi âlemlere götürmekte ve ****fizik vak'alarla tanıştırıp, cin, şeytan ve ruhânîlerle kalbin ve hissin diliyle konuşabileceğimiz bir âlemde gezdirmektedir. İnsanlık, şu anda bu işin henüz elif-bâsında ve emekleme devresinde bulunmaktadır. Telepatinin, ruhlarla konuşmanın, cin ve şeytanlarla en geniş sahalarda haberleşme yapmanın ve onları emir altına alıp iş gördürmenin perdesi yeni yeni aralanmaktadır. (28)
Özellikle günümüzde Rusya, Amerika ve Çin gibi madde ötesi aleme kapalı ülkeler bu konuda yeni yeni araştırma yapmakta, kıtalararası haberleşme sisteminde ve askerî alanda onlardan istifadenin yollarını araştırmaktadırlar.(29) Her geçen günle birlikte biraz daha küçülen şu dünyanın gelecek yapılanmasında cinler, çok daha ciddi roller oynayıp uydular ve kıtalar arası hadiselerde varlıklarını daha iyi hissettireceklerdir.
RUH ÇAĞIRMA VE CİNLERİN GELECEKTEN HABER VERMELERİ

Aslında ruh seansı adı verilen davetlerde gelen görüntüler ruh değildir. Zîra hem mantıkî olarak düşünürsek bunun böyle olmadığına karar veririz, hem de İslâm inançlarına bu aykırıdır. Burada gelenler cinlerden başkası değildir. Cinlerin insanları aldatma usullerinden biri olan ruh kandırmacasına malesef dünyanın her yerinde milyonlarca insan kapılmakta, güya ruhlarla konuştuğunu sanmakta. Aslında konuşulan katiyetle ruh değildir.
Bu yollarla cinler insanları emirlerine itaat ettirebilmektedir. Cinler tarafından verilen haberlere gelince, bu onların gaybı bilmesinden değildir. Onlar sadece geçmişte olanlardan haber verirler. Gelecekten haber veremezler.(30) Bu gün ''medyum'' ismiyle anılan kişilerin gelecekten haber vermeleri de bu cümledendir; gelecekten haber verdiklerine dair bütün söylenenler tamamen gerçek dışıdır ve kesinlikle doğru değildir. Esasen onlar da cinlerin birer tercümanı ve oyuncağı durumundadırlar.
Cinlerin gaybı bilemeyeceklerine işaret eden Kur'ân-ı Kerîm'deki bir ayette Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "(Süleyman'ın) ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Kurdun yemesiyle değnek çürüyüp de ona dayalı duran Süleyman) yıkılınca (O'nun öldüğü anlaşıldı ve) anlaşıldı ki eğer cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azab içinde kalmazlardı."(31) (Sebe, 34/14)
Prof. Dr. Süleyman Ateş, bu âyeti açıklarken diyor ki: "Hz.Süleyman, cinleri emrinde kullanıyor, Beytü'l Mukaddes'i yaptırıyordu. Ölümü yaklaşınca değneğe dayanarak namaza durdu ve öylece öldü. Cinler onu ayakta sanıyorlardı. Nihayet kurt değneği çürütünce Süleyman yıkıldı ve cinler Süleyman'ın öldüğünü anladılar.(32)
Ayrıca şu âyet de, medyumların gaybı bilemeyeceğini ve gaybdan haber veremeceğini, gayba dair söyledikleri şeylerin ise birer yalandan ibaret olduğunu göstermektedir:
"Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar, her günahkâr yalancıya inerler. O yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler"(33)
Yine konuyla alakalı olarak İbnu Abbas (r.a) Hazretleri bize şunları anlatır: "Cinler semaya yükselip, orada vahyi dinliyorlardı. Bir tek kelime işitince, ona doksandokuz tane de (kendilerinden) ilave ediyorlardı. O tek kelime hak, ilave edilenler batıldı. Resûlullah (a.s) gönderilince, semadaki yerlerine yükselmeleri şihablarla (göktaşları) önlendi. Bundan önce gökte şihablar (bu kadar çok) atılmazdı. İblis onlara:
"Nedir bu? Herhalde mühim bir hadise var!" dedi. Askerlerini gönderdi. Onlar Resûlullah (a.s)'ı Mekke'de iki dağın arasında namaz kılıyor buldular. İblise tekrar dönüp gördüklerini haber verdiler. O da:
"Arzda meydana gelen hadise işte bu! (Sizin semadan haber almanız bu sebeple engelleniyor) dedi."(34)
CİNLER VE ONLARA UYANLARIN SONU

Cinlere ve onların gaybdan haber verdiklerine inananların sonu hiç de iyi olmayacak, onlar sonunda cehennemle cezalandırılacak ve böylece dünyada iken insanları aldatmalarının cezalarını çekeceklerdir. İşte şu ayetler bu gerçeğe işaret etmektedir:
"Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar) aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabb'in dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle baş başa bırak.
Ahirete inanmayanların kalbleri o (yaldızlı sözleri)ne kansın, ondan hoşlansınlar ve işledikleri suçları işlemeğe devam etsinler diye (böyle yaparlar).
Hepsini biraraya topladığı gün: "Ey cin (şeytan)lar topluluğu (der), siz insanlarla çok uğraştınız". Onların insanlardan olan dostları derler ki: "Rabb'imiz, birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık" (Allah da) buyurur ki "Durağınız ateştir. Allah'ın dile (yip affet)mesi hariç, orada ebedî kalacaksınız". Şüphesiz Rabb'in hikmet sahibidir, bilendir."(35)
CİNLERİN ÖZELLİKLERİ

* Cinler de aynen insanlar gibi zürriyete sahip olmak için evlenirler, çoluk çocuk sahibi olurlar.(36)
* Cinler de keyfiyeti farklı olsa da yerler içerler. Üzerine Allah'ın ismi zikredilmiş her kemik ve her tezek onların yiyecekleridir.
* Cinlerin de müslümanı, kâfiri, yahudisi, hristiyanı vardır. Onlar da çeşitli mezheblere sahiptirler. Kur'ân-ı Kerîm onların ağzından şu sözleri nakleder: "Gerçek, kimimiz müslümanlar, kimimiz ise zulüm edenler.. Müslüman olanlar (yok mu?) işte onlar doğru yolu arayıp bulmuşlardır. Zulmedenlere gelince: Onlar da cehenneme odun olurlar"(37)
* Cinler müslüman insanlardan korkarlar.(38)
* İnsanlar cinleri hizmetlerine ve emirleri altına alabilirler(39), fakat bazan da onlar insanları tesiri altına alıp onlarla alay eder hatta bazan de zararları dokunabilir.
* Melekler ve cinler insanlara nisbetle daha büyük ve daha ağır işler yapabildikleri gibi; aynı zamanda hareketleri de zaman ve mekan kaydına bağlı değildir.(40)
* Cinler bazı hastalıklara sebep olabilirler.(41)
* Cinler gaybı bilemez ve gelecekten haber veremezler.(42)
* Cinler latif varlıklar olmalarına rağmen bazen şekil alabilirler. Çeşitli insan ve hayvan şekillerine girip aramızda dolaşabilirler.(43)
* Cinlerin varlığı Kur'an ve hadislerle sabittir onlara inanmayan veya gaibten, gelecekten haber verdiklerine inananlar kafir olur.(44)
RÜYADA CİN GÖRMEK

* Cin görmek, hilekâr bir kimse ile tabir edilir.
* Rüyada, cin olduğunu gören kimsenen hilesi çok olur.
* Cinin kapısının yakınında durduğunu görse, o kimse zarara uğrar yahut üzerinde yapması lazım gelen bir adağı olduğuna veya ona isabet edecek bir darlık ve zillete işaret eder.
* Birisinin evine cinin girip bir şeyler yaptığını gören kimsenin evine düşman veya hırsızlar girerek o kimseye bir zarar getirirler. Cinle sohbet ettiğini gören kimse, yolcu ve sır sahiplerinin durumlarına muttali olan kimseye yakın olur.
* Cin görmek bazan kara ve denizde yolculuk yapmaya, kapıp kaçırmaya, hırsızlığa, zinaya, içki içmeye, bid'at yerlerine, kiliseye, dükkanlara, türkü veya şarkı söylemeye, zenginliğe ve çalgılara işaret eder.
* Cinlerden biriyle evlendiğini gören kimse itaatsiz ve günahkâr birisine mübtela olur. Bazen de o kimse bir yaramaz binek satın alır. Bu rüyanın sahibi mülke ehil ve müstahak ise mülke malik, yahut defnedilmiş bir mala işarettir.
* Kendisini cinlerin yere düşürdüğünü gören kimseye cin dokunur ve cinlerden ona bir zarar gelir. Bazen de bu rüyayı gören faiz yer.
* Bazen de cin görmek, yılan ve akrep gibi yer haşerelerine ve insanların rahatsız olacakları şeylerin çıkmasına işaret eder.
* Rüyada kendisini cin çarptığını ve aklı başından giderek yere yıkıldığını gören kimsenin, faiz ve haram yemesine veya sihir yapmasına ya da elinden malı giderek üzülüp kederlenmesine işaret eder.(45)
CİNLERİN ŞERRİNDEN KORUNMAK İÇİN NE YAPILMALI VE NE OKUNMALIDIR?

1- Onların şerrinden Allah'a sığınmalı,
2- Muavvizeteyn (Felak ve Nâs Sûreleri )'ni Okumalı,
3- Ayetel-Kürsî'yi okumalı
4- Bakara sûresini okumalı,
5- Bakara sûresinin sonunu okumalı,
6- Ayetel-Kürsî ile birlikte Hâmîm, El Mü'min suresinin (İleyhil masîr'a kadar), evvelini okumalı,
7- Yüzkere "Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerîkelehu, lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr''i okumalı,
8- Allah'ın adını çokca zikretmeli,
9- Abdest almalı ve namaz kılmalı,
10- Haramlara fazla bakmak, konuşmak, fazla yemek ve insanlarla fazla ihtilattan sakınmalı. Çünkü şeytan ademoğluna bu dört kapıdan musallat olur.
11- Allah (c.c) ve Resûlü (s.a.s) ile iyi münasebet kurup, İslâm'ın prensiplerine uyulmalı,
12- Fiilî ve kavlî dua ile Cenâb-ı Hakk (c.c)'a iltica edilmeli,
13- Nezd-i Ulûhiyet'te makbul kimselerin duası alınmalı,
14- İnançlı psikiyatrist ve hekimlere gidilmelidir.

( ALINTI OLUP BİLGİ AMAÇLI AKTARIMDIR )
 
  Bugün 53248 ziyaretçikişi burdaydı! 246 87  
 

Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol